Bu seçim çantada keklik değil!

Kurulduğu 2002 yılından beri girdiği her seçimde oy oranını daha da üst seviyelere çıkartan Ak Parti, yapılan sistem değişikliğinin teyit edileceği 24 Haziran seçimlerine girerken önceki seçimler kadar rahat değil.
Bu durumun elbette birçok sebebi var…
7 Haziran 2015 seçimlerinde Ak Parti’yi uyaran halk, 7 Haziran-1 Kasım arasında ortaya çıkan birçok “sebepten” dolayı 1 Kasım seçimlerinde yeniden Ak Parti’yi tek başına iktidara getirmiş, ancak başta ekonomik ve siyasi istikrar olmak üzere, ülkede birçok şeyin değiştiği, 16 yıllık iktidarın artık yorulduğu düşüncesi halkın birçok kesiminin kafasında yer etmeye başladı.
Ancak
15 Temmuz 2016 akşamı meydana gelen hadise, vatandaşın yeniden Ak Parti’ye sıkı sıkıya sarılmasına yol açan bir olaydır.
Lakin
Bu kez öyle kuru kuruya değil, körü körüne değil, daha bilinçli ve gücün paylaşımını, gücün doğru yerde ve zamanda kullanımını gerektiren bir destek şeklinde kendisini ortaya koymuştur.
Kızan kızsın, darılan darılsın; 15 Temmuz 2016 gecesinden itibaren ortaya koyduğum bir tespit, her geçen gün kendisini daha da suyun yüzüne çıkarıyor: “15 Temmuz gecesi, ülkemizin bekası bağlamında ortaya çıkan durum ve o günden sonra da Recep Tayip Erdoğan’ın bu ülkenin cumhurbaşkanı (hatta Devlet Başkanı) olarak kalmasını gerektiren sebep her neyse, bunu bilen tek kişi Devlet Bahçeli’dir ve Sayın Cumhurbaşkanının o geceden sonra güvenebileceği, sözüne itibar edebileceği tek kişi Devlet Bahçeli’dir.
Nitekim o geceden beri birbirlerine yönelik en ufak biri eleştiride bulunmadıkları gibi özellikle (şahsi olarak da, cumhurbaşkanı olarak da) Recep Tayyip Erdoğan’ın Bahçeli dışındaki herkese davranış ve bakışı değişmiştir.
Bu yüzden de Devlet Bahçeli’nin, o geceden beri Sayın Cumhurbaşkanını desteklemesinin altında farklı sebepler aramadığım gibi, “Yarın Bahçeli’yi de kullanır atar” tarzı bir yaklaşımını doğru olduğunu da düşünmüyorum. Tekrar söylüyorum, 15 Temmuz gecesi her ne olduysa, o geceden itibaren Sayın Cumhurbaşkanının bu dünyada güvenebileceği tek kişinin Sayın Bahçeli olduğu gerçeğini ortaya çıkarmıştır.
Birkaç yıl öncesinde en sert eleştirileri yaptığım Sayın Cumhurbaşkanının bugün içinde bulunduğu ruh hali, milliyetçi tavırları, Türkiye’nin menfaatine olmayacak hiçbir devletle ilişkiye geçmemesi, “büyük güçlere” korkusuzca kafa tutması hep “sırtını yasladığı DEVLET’in” vermiş olduğu güvendendir.
***
Özellikle ittifak kararının ardından yoğun eleştirilere maruz kalan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin tabanına, teşkilatlarına ve üst yönetimine “sabır” telkin etmesinin ve büyük oy kayıplarını göze alarak “Cumhur İttifakını” oluşturmasının altında yatan sebebin de farklı olduğu kanaatinde değilim.
Yalnız ne gariptir, birileri bu ittifak sebebiyle MHP’nin altının oyulmasını beklerken, tam tersi bir şekilde her geçen gün puan artırması, Sayın Bahçeli’nin halk nezdindeki konumunun çok üst seviyelere yükselmesi, milli bilincin bir tezahürü olarak karşımıza çıkmaktadır.
***
İşte tam da bu noktada Ak Partinin Kırıkkale’deki durumu, bizim açımızdan büyük önem arz etmektedir. Zira ülke siyaseti nasıl ki başta ekonomimiz olmak üzere genel durumumuzu belirliyorsa, yerel siyaset de içinde yaşadığımız şehirdeki ilişkileri ve işleyişi büyük oranda etkiliyor.
Daha şurada birkaç yıl öncesinde, “Ben de eski Ülkücüyüm” diyerek kurumlardaki Ülkücülerin “burnundan getiren yöneticilerin bugün tutuşması”, zaten liyakatleriyle değil “el etek öperek” o konumlara geldiklerini kendilerinin de çok iyi bilmeleri ve bugünkü Ak Parti yöneticilerinin de bu durumun farkına varmaları yerelde dengelerin değişmeye başladığının en önemli göstergelerindendir.
Elbette bu noktada Ak Parti İl Başkanı Nuh Dağdelen’i özel olarak tebrik etmek gerekir. Göreve geldiği günden itibaren geliştirdiği “Çözüm Odaklı Siyaset” sloganıyla ve kendi tabiriyle “İnsanlara dokunarak” yürüttüğü siyaset anlayışıyla, iktidar partisinin il başkanından ziyade milletvekili gibi çalışarak ortaya koyduğu projelerle halkın takdirini kazanmakta ve sempati toplamaktadır.
Ancak
Yüksek İhtisas Hastanesinde başlatılan engellilere hizmet projesini bırakın sahiplenmeyi, sırtlanan Dağdelen’in başta bu proje olmak üzere aklındaki diğer birkaç projeyle ilgili olarak duyduğu heyecan “keşke mevcut milletvekillerinde de olsa” demekten kendimi alamıyorum!
Bir ara Ramazan Can’ın dillendirdiği, Kırıkkale’nin kültürel dokusuna katkıda bulunacak müze, kültür sarayı gibi projeler sözden öteye gidemezken, bu tür projelerin gerçekleştirilebilmesinin yolunu açacak olan, daha farklı projelerle bu şehre katkıda bulunacak olan “KIRIKKALELİ” bürokrat adaylarının hiçe sayılması, hâlâ “benim adamım” mantığıyla hareket edilerek, aday olanların yarısı kadar bile konuyla alakası olmayan kişilerin bu görevlere getirilmesi, Nuh Dağdelen mantığıyla hareket edecek ve Nuh Dağdelen’in heyecanını paylaşacak milletvekillerinin gerekliliği gerçeğini çok net bir şekilde ortaya koymaktadır.
Öyleyse
Ak Parti’nin Kırıkkale’de adaylarını belirlerken;
1- Kırıkkale’nin cadde ve sokaklarını karış karış bilen, bu cadde ve sokaklarda yaşayan insanlara (Sayın Dağdelen’in ifadesiyle) dokunan, onlarla temas halinde olan, dertlerini, sıkıntılarını bilen şahısların aday yapılması gerekir.
2- Aday yapılacak kişilerin Kırıkkalelilik meselesini kafalarında iyice çözmüş olması gerekir. Öncelikle işini aşını, evini barkını Kırıkkale’den kazanan ve Kırıkkaleli olmayı içine sindirmiş adayların tercih edilmesi gerekir. Üç göbektir Kırıkkale’de yaşadığı halde Kırıkkaleli olamayan bilmem nerelilere artık karnımız tok! Kırıkkaleli olduğu halde, gittiği yerde Kırıkkaleli olmaktan utanıp “Ankırılı” (Ankaralı kelimesinin sonradan görmeler tarafından telaffuz edilme şeklidir) olanlara da ihtiyacımız yok! Kaba bir tabirle bölgecilik illetinin gayrı meşru çocuğudur bugünkü Kırıkkale! Yeter artık, Kırıkkalelilik ruhunu içine sindiremeyen, gitsin “ruhuna” sahip olduğu yerlerden aday olsun!
3- Aday yapılacak kişilerin proje sahibi, projelerinin gerçekleşmesi halinde şehre katacağı vizyonu çok iyi bilen kişilerden seçilmesi çok önemli. Daha milletvekilinin ne iş yaptığından habersiz aday adayları ortalıkta dolaşıyor!
4- Milletvekilliğini para kazanmak, ihale kovalamak, iş bulduğu vatandaşlardan üç, beş, on tırtıklamak olarak gören adaylar değil, kendi işini dürüstçe yürüttüğü sürece parasını da en iyi şekilde kazanan, öncelikli amacı Kırıkkale’ye hizmet etmek olan adayların tercih edilmesi gerekir! Burada yalnızca parası olanların aday olabileceği anlamı çıkmasın. Tam tersi yıllardır siyasetin parayla yapılıyor olmasına en çok isyan edenlerdenim!
5- Tecrübeli isimlerden aday gösterilecekse, “Bugüne kadar Kırıkkale için ne yaptın?” sorusu kendisine sorulsun. Eğer yeni isimler listeye konulacaksa, “Kırıkkale için ne gibi projelerin var? Şu dosyalarını koy bakalım ortaya” denilsin!
6- Eğer aday gösterilecek kişilere samimiyetle mülakat yapılıyorsa kişinin geçmişi, kişilik özellikleri, insani ilişkileri, ahlaki durumu da incelenerek o mülakatta kişiliği ortaya çıkaracak sorular da yöneltilsin adaylara.
7- Sayın Bahçeli’nin de ifade ettiği gibi, aday gösterilecek kişilerin PKK, IŞİD, FETÖ ya da diğer terör örgütleriyle ilişkileri çok iyi incelensin! Nasıl ki, bilmem hangi dönemde Fetullahçıların okuluna çocuğunu gönderen bir sade vatandaşın yedi sülalesi bu durumdan dolayı bugün zan altında kalıyorsa, bir milletvekili adayının çok daha ayrıntılı incelemelerden geçirilmesi ve hassas davranılması şart! Aksi halde Cumhur İttifakının ne anlamı kalır, erken seçimin ne anlamı kalır?
***
Özetle, tüm bu kriterler çerçevesinde yapılacak olan liste vatandaştan yeniden onay alır. Aksi halde bu seçim kesinlikle çantada kekelik değil! Bir yandan 16 yılın vermiş olduğu yıpranmışlık, diğer yandan 16 yıllık iktidarın vermiş olduğu rehavet, 24 Haziran’daki seçimde Ak Parti için hiç de iyi olmayan sonuçlar doğurabilir…

Bu yazı toplam 2 defa okunmuştur
Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
Arşivi