Haber
28 Kasım 2016

Neşet Ertaş enstitüsü

Beşikler vermişim Nuh’a,
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Anam dünkü çocuk sayılır,
Anadolu’yum ben,
Tanıyor musun?

Hayır tanımıyoruz. Sadece biliyoruz. Bilmek, tanımak anlamına gelmiyor.

Dünyanın gözde toprak parçalarından biri olan Anadolu’da yaşıyoruz. Sırf burada doğduğumuz için bile Allah’a binlerce kez şükretmemiz gerekir diye düşünüyorum.

Bu topraklar duyguludur, bereketlidir. Ruhsuz bir kara parçasından ibaret değildir.

Hele birde Kırıkkale, Kırşehir, Yozgat üçgeni vardır. Sanki bizim yaratıldığımız toprak bu bozkır toprağıdır. Anadolu’nun her köşesi ayrı bir ruha sahiptir ama bizim buranın kendine has bir ruhu vardır.

Sonu hareketli bir oyun havasına dönüşen uzun hava, bozlak gibi bir ruh.

İşte bu ruhu en iyi dile getire hatta haykıran kişidir Neşet ERTAŞ.

Hep yolcuyuz böyle geldik gideriz dedi, vade tekmil oldu, emanetçi ondan emanetini aldı. Geriye bir hazine değerinde kültür mirası kaldı.

Bu mirası yaşamak bir keyiftir, yaşatmak ise bir görev.

Peki ne denli sahip çıkıyoruz bu mirasa?

Ankara pavyonlarında gelişen ve oluşturduğu popüler kültürle insanları etkisi altına alan sanatsız, ruhsuz ve toplumun cinnet halini yansıtan bir müzik türü ortaya çıktı.

Neşet Ertaş’la tek ortak noktaları ellerinde saz tutuyor olmaları bence.

Evet içlerinde sesi güzel olanlar, sazı güzel olanlar var. Fakat onlarda toplumun isteği doğrultusunda müzik yapmak ve elbette para kazanmak için bunu yapıyorlar. Doğrusu iyide para kazanıyorlar.

(Ne kadar doğrudur bilmem ama) kredi borcuyla öbür dünyaya göçmüş bir efsane olmak yerine para kazanma yolunu seçiyorlar.

Özelde Neşet Ertaş’ın genelde ise bu kültürün koruma altına alınması gerekiyor.

Peki nasıl olacak bu iş?

Yeni Neşetler yetiştirerek ve çocuklarımıza bu kültürü öğreterek.

Devlet bu işe el atmadıkça yeni Neşetler yetişmez. Çünkü günümüz gerçekleri, Neşet ERTAŞ’ın çektiği çileli hayatı, maddi zorlukları, bir ayrılığı, bir yoksuzluğu bir de ölümü kaldırmaz.

Üniversite bazında Neşet ERTAŞ, sazıyla, sözüyle, kültürü ve felsefesiyle bir ders, bir kürsü hatta bir Enstitü olmalıdır.

Bin yıldır unutulan, yok olan âşıklarımız, ozanlarımız, kültür ve sanat adamlarımızın kervanına Neşet ERTAŞ da dahil edilmemelidir.

Neşet ERTAŞ diye bir gönül insanının yaşadığını torunlarımız da bilmelidir.

Siyasetçilerden, devlet adamlarından sadece maddi beklentileri olan çıkarcı bir toplum haline geldiğimiz için bu konuyu talep etmedik, etmiyoruz.

Onlarda,  kısa vadede bir getiri sağlamayacağı için böyle bir vaatte bulunmuyorlar.

Neyse, belki bir gönül adamı sesimizi duyarda bir dahaki seçimlerde;

“Kırıkkale Üniversitesine Neşet ERTAŞ Enstitüsü kurduracağım” diye bir vaatte bulunur.

Ne dersiniz, hoş olmaz mı?

01


Bir Yorum Yap

Haber
Bu Web Sitesi Yahşi Medya Tarafından Tasarlanmıştır.
(ekandemir@gazetekale.com)
Neşet Ertaş enstitüsü
28 Kasım 2016, Pazartesi

Beşikler vermişim Nuh’a,
Salıncaklar, hamaklar,
Havva Anam dünkü çocuk sayılır,
Anadolu’yum ben,
Tanıyor musun?

Hayır tanımıyoruz. Sadece biliyoruz. Bilmek, tanımak anlamına gelmiyor.

Dünyanın gözde toprak parçalarından biri olan Anadolu’da yaşıyoruz. Sırf burada doğduğumuz için bile Allah’a binlerce kez şükretmemiz gerekir diye düşünüyorum.

Bu topraklar duyguludur, bereketlidir. Ruhsuz bir kara parçasından ibaret değildir.

Hele birde Kırıkkale, Kırşehir, Yozgat üçgeni vardır. Sanki bizim yaratıldığımız toprak bu bozkır toprağıdır. Anadolu’nun her köşesi ayrı bir ruha sahiptir ama bizim buranın kendine has bir ruhu vardır.

Sonu hareketli bir oyun havasına dönüşen uzun hava, bozlak gibi bir ruh.

İşte bu ruhu en iyi dile getire hatta haykıran kişidir Neşet ERTAŞ.

Hep yolcuyuz böyle geldik gideriz dedi, vade tekmil oldu, emanetçi ondan emanetini aldı. Geriye bir hazine değerinde kültür mirası kaldı.

Bu mirası yaşamak bir keyiftir, yaşatmak ise bir görev.

Peki ne denli sahip çıkıyoruz bu mirasa?

Ankara pavyonlarında gelişen ve oluşturduğu popüler kültürle insanları etkisi altına alan sanatsız, ruhsuz ve toplumun cinnet halini yansıtan bir müzik türü ortaya çıktı.

Neşet Ertaş’la tek ortak noktaları ellerinde saz tutuyor olmaları bence.

Evet içlerinde sesi güzel olanlar, sazı güzel olanlar var. Fakat onlarda toplumun isteği doğrultusunda müzik yapmak ve elbette para kazanmak için bunu yapıyorlar. Doğrusu iyide para kazanıyorlar.

(Ne kadar doğrudur bilmem ama) kredi borcuyla öbür dünyaya göçmüş bir efsane olmak yerine para kazanma yolunu seçiyorlar.

Özelde Neşet Ertaş’ın genelde ise bu kültürün koruma altına alınması gerekiyor.

Peki nasıl olacak bu iş?

Yeni Neşetler yetiştirerek ve çocuklarımıza bu kültürü öğreterek.

Devlet bu işe el atmadıkça yeni Neşetler yetişmez. Çünkü günümüz gerçekleri, Neşet ERTAŞ’ın çektiği çileli hayatı, maddi zorlukları, bir ayrılığı, bir yoksuzluğu bir de ölümü kaldırmaz.

Üniversite bazında Neşet ERTAŞ, sazıyla, sözüyle, kültürü ve felsefesiyle bir ders, bir kürsü hatta bir Enstitü olmalıdır.

Bin yıldır unutulan, yok olan âşıklarımız, ozanlarımız, kültür ve sanat adamlarımızın kervanına Neşet ERTAŞ da dahil edilmemelidir.

Neşet ERTAŞ diye bir gönül insanının yaşadığını torunlarımız da bilmelidir.

Siyasetçilerden, devlet adamlarından sadece maddi beklentileri olan çıkarcı bir toplum haline geldiğimiz için bu konuyu talep etmedik, etmiyoruz.

Onlarda,  kısa vadede bir getiri sağlamayacağı için böyle bir vaatte bulunmuyorlar.

Neyse, belki bir gönül adamı sesimizi duyarda bir dahaki seçimlerde;

“Kırıkkale Üniversitesine Neşet ERTAŞ Enstitüsü kurduracağım” diye bir vaatte bulunur.

Ne dersiniz, hoş olmaz mı?

01

Yorumlar

  1. Fatma Gülderen dedi ki:

    Emre hocam.Yazınızın her kelimesine katılmamak mümkün değil.Özünden ve köklerinden koparılan gençlik hem ülkesi hem ailesi hem de kendisi için çok tehlikelidir.Neşet Ertaş ı veya Hlilmi Şahballı yı sevmeye bilirsiniz ama varlığından haberiniz olması başka şey.Dedekorkut dediğinizde hiçbir fikrim yok diyen binlerce genç veya yaşlı insanın bulunduğu bir toplumun nereye gittiği belli değildir.Armani Yazılı tişörtle dolaşan gence sordum.ne yazıyor burada?
    -Bilmiyom abla.
    -Sen Ermenimisin
    -Tövbe o nasıl laf abla.
    Bağrında Ermeni yazan tişörtle dolaştığının farkındamısın?
    -Valla heç düşünmedim abla.Bidaha giymem bunu.
    Nasıl bir maskaralığın ortasında olduğumuzu varın anlayın artık. Artık insanımıza sahip çıkıp eğitimine ağırlık vereceğiz ve de emperyalizm,kapitalizm sloganlı boş muhabbetlerle uğraşmayacağız.



Gazete Kale'yi Facebook'ta Beğen

1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12

Yukarı Çık